47,9621$%0,24
56,0614€%-0,13
7.107,39%2,12
11.586,00%1,78
46.160,00%1,78
4.603,39%1,87
3711045฿%0.6
02:00
Sevgili okurlar;
Gazetecilik ciddi bir iştir.
Bir telefonun kamerasını açıp olay yerinden görüntü almak, sosyal medya hesabında canlı yayın yapmak, kurum ziyaretlerini paylaşmak veya birkaç dakika içerisinde bir haber metni hazırlamak elbette günümüz iletişim dünyasının bir parçasıdır.
Ancak burada cevaplanması gereken çok önemli bir soru var:
Gazetecilik yalnızca görüntü almak ve sosyal medyada paylaşım yapmak mıdır?
İslahiye’de son dönemde bu sorunun daha fazla tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü artık sosyal medya hesabını televizyon kanalı gibi tanıtan, kişisel sayfasını haber kuruluşu gibi sunan, kendisini “basın” olarak ifade eden ve resmi kurumlarla doğrudan iletişim kurarak bilgi alan kişilerle karşılaşabiliyoruz.
Burada kimseyi hedef göstermek istemiyorum.
Benim derdim kişiler değil, sistemin kendisi.
Türkiye’de basın kartı sistemi Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yürütülüyor. Basın kartı, yönetmelikte resmî nitelikte bir kimlik belgesi olarak tanımlanıyor. Göreve bağlı, süreli, geçici, serbest ve sürekli olmak üzere farklı basın kartı türleri bulunuyor.
İnternet haber siteleri bakımından da belirli şartlar bulunuyor. İletişim Başkanlığı, internet haber sitelerinin Basın Kartı Yönetmeliği kapsamında uygunluk başvurularına ilişkin kuruluş belgeleri, ticaret sicili bilgileri ve Basın Kanunu kapsamında verilen mevkute beyannamesi gibi belgeler arıyor.
O halde soralım:
İslahiye’de sosyal medya hesabı üzerinden yayın yapan herkes hangi sıfatla kendisini basın mensubu olarak tanıtıyor?
Bir sosyal medya hesabının bulunması elbette suç değildir.
Ama o hesabın sahibi kendisini bir medya kuruluşu, televizyon veya haber merkezi gibi konumlandırıyorsa; kamu kurumlarından bilgi talep ediyor, olay yerlerinde basın mensubu olarak hareket ediyor ve kamu görevlileriyle haber amaçlı özel iletişim kuruyorsa burada bir düzen ve standart olması gerekmez mi?
Bence meselenin en önemli noktası burasıdır.
Bir kamu kurumunun elinde vatandaşlara, kazalara, soruşturmalara, kamu hizmetlerine veya kurum içi işlemlere ilişkin bilgiler bulunabilir.
Bu bilgilerin tamamı herkesle paylaşılabilecek bilgiler değildir.
Özellikle kişisel veri içeren bilgilerin internet ortamında paylaşılması konusunda kamu kurumlarının dikkatli olması gerekiyor. Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 2026 yılında kamu tüzel kişiliğine sahip kurumların internet ortamında kişisel veri paylaşımına ilişkin özel bir ilke kararı da yayımladı ve kurumların çalışanlarının bu konuda eğitilmesi gerektiğini açıkça vurguladı.
Daha da önemlisi, kamu kurumlarının kişisel veri içeren bilgileri yetkisiz kişilere aktarması halinde hukuki ve idari sonuçlar doğabilecek bir alan söz konusudur. KVKK kapsamında kamu personeli bakımından disiplin hükümlerine göre işlem yapılması gündeme gelebilmektedir.
Öyleyse sorumuz çok basit:
Bir kamu görevlisi, karşısındaki kişinin gerçekten hangi medya kuruluşu adına hareket ettiğini biliyor mu?
Bilginin paylaşılması için yetkisi var mı?
Paylaşılan bilgi kamuya açık mı?
Kişisel veri içeriyor mu?
Kurumun basın ve iletişim prosedürüne uygun mu?
Bunların cevabı alınmadan “Nasıl olsa sosyal medyada yayınlanacak” anlayışıyla hareket edilmemelidir.
Burada da yanlış bir algıyı düzeltmek gerekiyor.
Bir kişinin kamera taşıması veya olay yerinde görüntü alması, tek başına onun gazeteci olduğunu göstermez.
Fakat aynı şekilde “basın kartı olmayan herkesin sahada görüntü alması yasaktır” demek de doğru bir yaklaşım değildir.
Asıl mesele; olay yerindeki güvenlik, soruşturmanın gizliliği, kişisel verilerin korunması, görev alanı ve basın mensuplarının güvenli şekilde çalışabilmesidir.
Dolayısıyla kolluk kuvvetlerinin sahada karşılaştığı kişilerin kimliğini, hangi kuruluş adına hareket ettiğini ve gerektiğinde basın kimliğini veya görevlendirmesini tespit edebileceği açık ve standart bir uygulamanın olması önemlidir.
Bu uygulama gerçek gazeteciyi engellemek için değil, gazetecilik mesleğinin kimliğini korumak ve sahadaki karmaşayı önlemek için yapılmalıdır.
Bugün İslahiye’de gazetecilik yapan birçok kişi emek veriyor.
Vatandaşın sorununu kamuoyuna taşıyor.
Bu insanların emeğinin, yalnızca bir sosyal medya hesabı açarak kendisini “TV” veya “haber merkezi” olarak tanıtan kişilerle aynı kefeye konulması doğru değildir.
Burada mesele birilerini dışlamak değil.
Mesleğe standart getirmektir.
Bence çözümün önemli bir kısmı İslahiye Kaymakamlığı koordinasyonunda oluşturulabilir.
Örneğin ilçedeki kamu kurumlarına açık ve yazılı bir iletişim prosedürü gönderilebilir.
Bu talimatlarda;
İşte burada durmak gerekiyor.
Sosyal medya gazeteciliğin düşmanı değildir.
Tam tersine bugün gazeteciliğin en önemli araçlarından biridir.
Ancak sosyal medya hesabına sahip olmak ile kurumsal gazetecilik yapmak aynı şey değildir.
Bir Facebook sayfası, Instagram hesabı, YouTube kanalı veya TikTok hesabı açmak herkesin hakkıdır.
Fakat kamu kurumlarıyla iletişim kurarken, resmi bilgi talep ederken, olay yerinde görev yaparken ve kendisini kamuoyuna “basın” olarak tanıtırken hangi sıfatla hareket edildiği açık olmalıdır.
Çünkü gazetecilik yalnızca kamera taşımak değildir.
Gazetecilik;
Ve en önemlisi;
kamuoyunun güvenini taşımaktır.
Burada yalnızca sosyal medya kullanıcılarını eleştirmek kolaycılık olur.
Kamu kurumlarının da sorumluluğu vardır.
Eğer bir kişi hiçbir kurumsal kimlik göstermeden kamu kurumlarından özel bilgiler alabiliyorsa, sorun yalnızca o kişide değildir.
Bu soruların cevapları da aranmalıdır.
Çünkü kamu kurumları vatandaşın emanet ettiği bilgileri yönetmektedir.
KVKK’nın yaklaşımı da bu konuda oldukça açıktır: Kamu kurumları da kişisel veriler bakımından kanunun yükümlülüklerine tabidir.
Benim çağrım çok açık:
Ama aynı zamanda;
Gazetecilik mesleğinin adı da herkesin istediği gibi kullanılmamalıdır.
Kurumlar kiminle iletişim kurduğunu bilmeli.
Gazeteci kimliği ile sosyal medya hesabı arasındaki fark bilinmeli.
Kamu personeli hangi bilgiyi kimle paylaşabileceğini bilmeli.
Kolluk kuvvetleri sahada uygulanacak prosedürü bilmeli.
Ve vatandaş da karşısındaki kişinin gerçekten hangi kuruluş adına görev yaptığını anlayabilmelidir.
İslahiye’nin güçlü ve güvenilir bir yerel basına ihtiyacı var.
Deprem yaşamış bir ilçede;
kamu yatırımlarını ve vatandaşın sorunlarını takip edecek gerçek anlamda güçlü bir basın mekanizmasına ihtiyaç var.
Bu nedenle çağrım kimseyi susturmak değildir.
Tam tersine;
Herkes konuşsun.
Herkes haber yapsın.
Herkes sosyal medyada yayın yapsın.
Ama kamu kurumları da şunu bilsin:
Kime bilgi veriyoruz?
Hangi sıfatla bilgi veriyoruz?
Bu bilgiyi paylaşmaya yetkimiz var mı?
Ve gazeteciler de kendilerine şunu sorsun:
Ben gerçekten gazetecilik yapıyor muyum, yoksa yalnızca sosyal medya hesabımı bir televizyon kanalı gibi mi gösteriyorum?
İslahiye’de artık bu soruların açıkça konuşulmasının zamanı gelmiştir.
Çünkü mesele bir kişinin, bir kurumun veya bir sosyal medya hesabının meselesi değildir.
Mesele, İslahiye’de gazeteciliğin itibarıdır.
Ve bu itibar hepimizin sorumluluğundadır.
Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği
Genel Sekreteri
Genel Başkan Yardımcısı
TİNGADER Türkiye Dergisi
Yazı İşleri Müdürü
AKtürk Haber Genel Yayın Yönetmeni
İstanbul Gündem Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni
Göz TV İmtiyaz Sahibi
Hasan BUDAK
Saygılarımla…
Kaynaksız Haberler Gazeteciliğin En Büyük Sorunlarından Biri
TELİF HAKKI!