44,8950$% 0.23
52,8913€% -0.09
6.965,35%1,07
11.304,00%0,79
45.114,00%0,79
4.829,68%0,85
3381309฿%-0.72516
02:00
17 Nisan 2026 Cuma
Petrolün Yeni Jeopolitiği: Savaş, Hürmüz ve Türkiye’nin Kırılgan Direnci ( Prof. Dr. Ayhan Erdem Yazdı )
PSORİASİS (SEDEF HASTALIĞI) NEDİR? ( Prof. Dr. Burhan ENGİN ) yazdı.
Hasan BUDAK - Gazetecilik ve Medya Basın Mensubu Olmak
Amanostan Süzülen Anka Kuşu ( İbrahim ÇURKA) İslahiye İçin Yazdı.
İlişkiler Yönetilmezse, Hiçbir Başarı Sürdürülemez. ( Leyla ÖZTÜRK ) Yazdı.
Aziz Milletimiz - Metin Külünk Yazdı
Psoriasis (sedef hastalığı), deride kırmızı-pembe renkli, üzerinde sedef renginde kepeklenmeler
bulunan plaklar ile karakterize, eklem ve tırnak bulgularına da yol açabilen, kronik bir hastalıktır.
Dünya genelinde %1-3 oranında görülür. Herhangi bir yaşta başlayabilmekle birlikte, sıklıkla 15-30
yaşları arasında başlar.
PSORİASİS NEDENLERİ
Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Genetik olarak yatkın bireylerde yaşamın herhangi bir
döneminde tetikleyici faktörlere maruz kalma sonrasında ortaya çıktığı düşünülmektedir. Fiziksel ve
ruhsal travma, enfeksiyonlar, iklim ve mevsimsel değişiklikler, bazı ilaçlar, sigara kullanımı tetikleyici
faktörlerin başlıcalarıdır.
PSORİASİSİN BELİRTİLERİ
Hastaığın farklı klinik görünümleri vardır:
Psoriasis Vulgaris: Hastalığın en sık görülen formudur. Deride oval veya yuvarlak, keskin sınırlı, kırmızı-
pembe, üzeri sedef renkli kepekler ile kaplı plaklar bulunur. En sık diz, dirsek, saçlı deri ve belin alt
bölümünde yerleşir.
Palmoplantar Psoriasis: El içi ve ayak tabanlarında kızarıklık ve yoğun kepeklenmeler görülür. Psoriasis
vulgaris ile birlikte veya tek başına görülebilir.
Guttat Psoriasis: Genellikle çocuklarda, üst solunum yolu enfeksiyonu veya viral enfeksiyonları takiben
ortaya çıkar. Deride damla şeklinde, pembe-kırmızı, deriden kabarık, üzerinde pullanmaların
bulunduğu döküntüler görülür.
İnvers Psoriasis: Vücudun kıvrım bölgelerinde, canlı kırmızı plaklar şeklinde görülür.
Püstüler Psoriasis: Yaygın veya vücudun belirli bir bölgesine yerleşen, kızarık, sivilce benzeri
döküntüler görülür.
Eritrodermik Psoriasis: Hastalığın, vücudun %80’inden fazlasını kaplamasıdır.
Psoriatik Artrit: Genellikle 40 yaşlarında görülür. En sık el eklemleri etkilenir. Eklemlerde ağrı, kızarıklık
ve şişlik gözlenir.
Tırnak Psoriasisi: Tırnak yüzeyinde toplu iğne başı büyüklüğünde çukurcuklar, tırnağın yatağından
ayrılması, tırnak altında sarımsı renk değişikliği, tırnak kaybı ve tırnak altındaki deride kalınlaşma
görülebilir.
PSORİASİS TANISI
Hastalığın özel bir laboratuvar bulgusu yoktur. Tanı genellikle klinik görünüm ile konur. Gerekli
durumlarda deri biyopsisi yapılarak tanı kesinleştirilebilir.
PSORİASİS TEDAVİSİ
Psoriasisin kalıcı tedavisi yoktur. Tedavide amaç hastalığı kontrol altında tutmak ve uzun süreli iyilik
dönemleri sağlamaktır. Az sayıda lezyon olduğunda genellikle yerel tedaviler yeterlidir. Yaygın
psoriasis hastalarında sistemik tedaviler tercih edilir.
Yerel Tedavi:
1-Yerel Kortikosteroidler: Psoriasis tedavisinde en sık kullanılan ilaçlardır. Lezyonlardaki kızarıklık ve
kepeklenmeyi azaltır ve kaşıntıyı giderirler. Uzun süreli kullanımda deride incelme yaparlar. Özellikle
yüz, kıvrım bölgeleri gibi derinin ince olduğu bölgelerde dikkatli kullanılmalıdır.
2-Keratolitikler: Deri yüzeyindeki kepekleri uzaklaştırarak diğer ilaçların etkinliğini arttırırlar.
3-Yerel kalsinörin inhibitörleri: Bu amaçla Takrolimus ve Pimekrolimus kullanılır. Kortikosteroidler gibi
deride incelme yapmazlar. Uzun dönem kullanımda lenfoma riskini arttırabilirler.
4-Diğer Yerel Tedavi Ajanları: Katran, Antralin, Kalsipotriol
5-Lokal fototerapi: Özellikle el-ayak psoriasisinde tercih edilir. Haftada 2 veya 3 seans olacak şekilde
hastalıktan etkilenmiş bölgelere ultraviyole ışınları verilir.
Sistemik Tedavi:
1-Metotreksat: Yaygın psoriasiste en sık kullanılan ilaçtır. Haftada bir gün olacak şekilde iğne veya hap
şeklinde kullanılır. En sık yan etkisi bulantı-kusmadır. Karaciğer enzimlerinde yükselme yapabilir; bu
yüzden belli aralıklarla kan tetkiki yapılmalıdır.
2-Siklosporin: Hızlı etki gösteren bir ilaçtır. Bu ilaç böbrek fonksiyonlarında bozukluk ve tansiyon
yüksekliğine sebep olabilir. Kullanım boyunca belli aralıklarla kan tetkiki ve tansiyon ölçümü
yapılmalıdır.
3-Asitretin: Tek başına veya diğer tedavilerle birlikte kullanılabilir. Gebelikte kullanımı bebeğe zarar
vereceğinden, tedavi boyunca ve sonraki 2 yıl gebelikten korunulmalıdır. Karaciğer fonksiyonlarında
bozukluk ve kan yağlarında yükseklik yapabilir.
4-Biyolojik Ajanlar (Adalimumab, Etanersept, İnfliksimab, Ustekinumab): Psoriasis için özel geliştirilen
ilaçlardır. Üç hekim raporu gerektiği için genellikle Fakülte Hastanelerinden yazılır.
Fototerapi: UVB, dar bant UVB, PUVA şeklinde uygulanabilir. Haftada 2 veya 3 seans olacak şekilde
uygulanır.
PSORİASİSİN SEYRİ: Psoriasis, alevlenme ve iyileşme dönemleri ile seyreden kronik bir hastalıktır. 40
yaşın altında başlayan tip 1 psoriasis daha şiddetli iken, 40 yaş sonrası başlayan tip 2 psoriasis
hastalarında hastalığın seyri daha iyidir.
PROF. DR. BURHAN ENGİN
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Deri ve Zührevi Hastalıkları AD
Bir insanın başında ortalama 100.000-150.000 arasında saç kökü vardır. Günde 80-100 saç
dökülmesi normal kabul edilir. Dökülen her bir saç teli 6-10 haftada yenilenir. Hastalık
sayılabilecek saç dökülmeleri saç köklerinin istenmeyen ve kontrol edilemeyen değişikliklerine
bağlı oluşur. Tüm saç köklerinin bir yaşam döngüsü vardır. Büyüme dönemi 2-6 yıl, gerileme
dönemi 2-4 hafta ve dinlenme dönemi 2-4 ay devam eder.
SAÇ DÖKÜLMESİ ÇEŞİTLERİ
Androgenetik Alopesi (Erkek Tipi Saç Dökülmesi)
Genetik yatkınlık önemli rol oynamaktadır. Erkeklerde kayıp ilk olarak şakak ve alın bölgesinden
başlar, daha sonra tepe bölgesinde açılma olur. Saç dökülmesi yaş ilerledikçe artar.
Erkek tipi saç dökülmesinde dökülen saçları geri getirebilecek bir tedavi henüz mümkün
olmamakla birlikte, dökülmeyi durdurmaya ve mevcut incelmiş saçları kalınlaştırmaya yönelik
ilaçlar uygulanmaktadır.
Alopesi Areata
Bilinmeyen bir uyarana bağlı olarak bağışıklık sisteminde görev alan hücreler saçları ve diğer
kılları reddederler. Yani bağışıklık sisteminin hatasıyla oluşan bir hastalıktır. Bunun sonucunda
saç dökülme alanları gelişir. Tedavi zor ve zaman alıcı olabilir.
Sikatrisyel Alopesi
Sikatrisyel alopesi saçlı derinin bir hastalığıdır. Saç kökleri ve bunları besleyen damarlar mevcut
bir deri hastalığı sonucu tahrip olurlar. Kalıcı bir dökülmedir. Erken dönemde saptanırsa saç
hasarı büyümeden hastalık durdurulabilir.
Semptomatik Alopesi
Semptomatik alopesi farklı nedenler ile ortaya çıkabilen ve hemen her yaşta görülebilen bir saç
dökülmesidir. Nedenleri: Demir eksikliği, protein eksikliği, çinko eksikliği, folik asit eksikliği, B12
vitamin eksikliği, tiroid hastalıkları, doğum sonrasındaki hormonal değişiklikler, ilaçlar, ciddi
infeksiyonlar ve psikolojik stres.
SAÇ MUAYENESİ
Saç muayenesinde saç kaybının yaygın olup olmadığı değerlendirilmelidir. Farklı bölgelerde
saçların ayrılması ve ayrımların genişliklerinin karşılaştırılması yardımcı olabilir. Aktif bir saç kaybı
varlığını kanıtlamanın en basit yolu saç çekme testidir. Saçın çekilmesi ile elde edilen saçların
uçları mikroskopik olarak incelenmelidir.
BESLENMENİN SAÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Kalori kısıtlamasının 1000 kcal/gün ve altına düştüğü diyetlerde saç dökülmesi 1-6 ay içinde
başlayabilmektedir. Diyetin sonlandırılmasıyla saç büyümesi normale döner. Demir eksikliği,
çinko eksikliği ve biotin eksikliği gibi durumlarda saç dökülmeleri erken bulgu olarak
gözlenmektedir. Sonradan oluşan biotin eksikliklerinde yumurta akının fazla tüketilmesi en
önemli nedendir. A vitamini, E vitamini ve selenyumun fazla alınmasında saç dökülmeleri
görülmektedir.
SAÇ DÖKÜLMESİ NE ZAMAN HASTALIKTIR?
Saç dökülmeleri 3 aydan fazladır devam ediyor ve saçları bir tutam halinde çekince her alandan
5 veya daha fazla saç ele geliyorsa saç dökülmesi mevcuttur diyebiliriz. Saçlı deride yuvarlak
boşluklar ve saç ayırma çizgilerinde genişleme varsa ve saçlar seyrelmiş ve hacim olarak azalmış
ise saç dökülmesinden bahsedilebilir..
PROF. DR. BURHAN ENGİN
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Deri ve Zührevi Hastalıkları AD
Ürtiker (kurdeşen), vücudun çeşitli bölgelerinde yerleşen kaşıntılı ve kızarık kabarıklıklarla karakterize bir deri hastalığıdır. İnsanların yaklaşık %20’si yaşamlarında en az bir kez ürtiker atağı geçirmektedir. Altı haftadan kısa süren olgular akut, altı haftayı geçenler kronik spontan ürtiker olarak adlandırılır. Akut ürtiker genellikle gençlerde, kronik ürtiker ise daha çok orta yaşlı kadınlarda görülür. Hastalığın fiziksel etkenlerle tetiklenen solar ürtiker (güneş ışığına bağlı), akuajenik ürtiker (suya bağlı), basınç ürtikeri, soğuk ürtikeri gibi alt tipleri vardır.
ÜRTİKER NEDENLERİ
Ürtiker, mast hücrelerinden histamin adı verilen maddenin salınımı sonucu meydana gelmektedir. Bu durumu bazı ilaçlar, yiyecekler, enfeksiyonlar, böcek sokması, egzersiz, deriye basınç uygulanması, stres gibi faktörler tetikleyebilmektedir. Hastaların çoğunda ise ürtikerin açığa çıkmasına yol açan neden bulunamaz.
ÜRTİKER BELİRTİLERİ
Ürtiker lezyonları, vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan deriden kabarık, kaşıntılı, kızarık ve kaybolma özelliği gösteren plaklardır. Lezyonların büyüklüğü 1-2 mm’den 5-10 cm’e kadar değişebilir. Plaklar birbirleri ile birleşerek büyük, düzensiz görünümde seyredebilirler. Lezyonlar 24-48 saat içerisinde genellikle iz bırakmadan kaybolur. Daha sonra farklı yerlerde yeni lezyonlar oluşabilir. Ürtiker lezyonlarına bazen anjiyoödem adı verilen göz kapaklarında, dudaklarda, dilde şişme de eşlik edebilir.
ÜRTİKER TANISI
Ürtiker tanısı, hastanın öyküsü ve hekimin fizik muayene bulgularına dayanarak konulur. Hastalığı belirleyecek özel bir laboratuvar testi yoktur. Gerekli durumlarda tetikleyici faktörlere yönelik testler yapılabilir.
ÜRTİKER TEDAVİSİ
Ürtiker tedavisinde öncelikle hastalığı tetikleyici ajanlar tespit edilmiş ise bunlardan kaçınılması gerekir. Özellikle ağrı kesiciler, soğuk algınlığı ilaçları, antibiyotikler, alkol, sıkı giysiler, aşırı sıcak veya soğuk bu tetikleyicilerin başlıcalarıdır. Akut ürtikere anjiyoödemin eşlik ettiği durumlarda dilde-boğazda şişme, nefes darlığı gibi belirtiler varsa anafilaktik şok gelişme ihtimaline karşın acilen bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Antihistaminikler: Ürtiker olgularında ilk tedavi seçeneği, antihistaminik ilaçların kullanımıdır. Genellikle günde tek doz olarak kullanılır. Tek doz ile yeterli yanıt sağlanamadığı durumlarda ilaç dozu doktor tarafından arttırılabilir, mevcut ilaç başka bir antihistaminik ile değiştirilebilir veya beraber kullanılabilir. Antihistaminikler birinci kuşak ve ikinci kuşak olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci kuşak antihistaminikler uyku hali yaparlar. Tedavide genel olarak ikinci kuşak ilaçlar tercih edilirken; hastalığın uyku bozukluğuna yol açtığı ya da stresle tetiklendiği olgularda birinci kuşak ilaçlar tercih edilir.
Sistemik Kortikosteroidler: Antihistaminiklere yanıt alınamadığı durumlarda veya hastalığın şiddetli olduğu durumlarda alevlenme dönemini baskılamak için kısa süreli olarak kullanılırlar. Hastalık iyileştikçe ilaç dozu doktor tarafından azaltılarak kesilir. Uzun süreli kullanımda kan şekeri yüksekliği, tansiyon yüksekliği, göz tansiyonu yüksekliği, katarakt gibi yan etkilere neden olabilir.
Siklosporin: Antihistaminiklere yanıt vermeyen hastalarda tercih edilebilecek bir ilaçtır. Yan etkileri nedeniyle belli aralıklarla kan tetkiki ve tansiyon ölçümü yapılmalıdır.
Omalizumab: Son zamanlarda ürtiker tedavisinde kullanılmaya başlanan bu ilaç, yüksek doz antihistaminiklere yanıt vermeyen kronik ürtiker hastalarında iyi bir seçenektir. Temel olarak Fakülte hastanelerinin Dermatoloji Bölümlerinde raporla yazılmaktadır. Aylık enjeksiyonlar şeklinde kullanılır. Hastanın ihtiyacına göre beraberinde antihistaminikler de kullanılabilir. Şu ana kadar belirlenmiş ciddi bir yan etkisi yoktur.
Diğer Tedaviler: Dapson, lökotrien resptör antagonistleri, sülfasalazin, intravenöz immunglobülin gibi ilaçlar ile fototerapi, plazmaferez gibi tedavi yöntemleri dirençli hastalarda kullanılabilir.
ÜRTİKERİN SEYRİ
Ürtikere yol açan faktör belirlenip maruziyet önlendiği takdirde ürtiker ataklarının önüne geçilebilir. Ancak kronik ürtikerde çoğu zaman neden belli değildir ve bu olgular idiyopatik kabul edilir. Kronik spontan ürtiker uzun süreli devam edebilir, bu nedenle hastalığı baskılamak için düzenli tedavi gerekir.
TELİF HAKKI!