47,3794$% 0.14
53,9466€% -0.09
6.168,06%0,22
10.109,00%0,27
40.271,00%0,27
4.052,93%0,08
3051945฿%0.7
02:00
09 Temmuz 2026 Perşembe
Akaryakıt ve LPG Sektöründe Yeni Dönem: Mevzuat Değişikliğinin Ötesinde Bir Dönüşüm
PSORİASİS (SEDEF HASTALIĞI) NEDİR? ( Prof. Dr. Burhan ENGİN ) yazdı.
SİZ KİMSİNİZ? - Hasan BUDAK yazdı...
Gazetecilik Belgeyle Yapılır, Öfkeyle Değil
Yaz Herkese Aynı Gelmiyor
NATO ZİRVESİ
Sevgili okurlar;
Her mesleğin bir ağırlığı vardır.
Her makamın bir sorumluluğu…
Ve her kimliğin taşıması gereken bir duruş…
Toplum, insanların ne söylediğinden çok, söylediği ile yaşadığı arasındaki tutarlılığa bakar. Çünkü güven; sözle değil, istikrarla kazanılır.
Son zamanlarda İslahiye’de dikkat çeken bir tablo var.
Bazı insanlar aynı anda birden fazla kimlikle toplumun karşısına çıkıyor. Bir yandan esnaflık yapıyor, bir yandan bir siyasi partinin ilçe başkanlığını yürütüyor, diğer yandan da gazetecilik iddiasıyla haber sitelerinde ya da sosyal medya platformlarında kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor.
İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor.
Gazetecilik, tarafsızlığını koruyabildiği sürece saygın bir meslektir.
Siyaset ise taraf olmanın, bir görüşü savunmanın ve temsil etmenin adıdır.
Bu iki kimlik, doğası gereği birbirinden farklıdır. Birinde herkese eşit mesafede durmanız beklenir; diğerinde ise temsil ettiğiniz siyasi anlayışın yanında olmanız doğaldır.
Sorun da tam burada başlıyor.
Siyasi kimliğinizle yaptığınız açıklamaları gazetecilik kisvesi altında sunarsanız, insanlar haberin doğruluğunu değil, niyetini sorgulamaya başlar.
Yaptığınız her haberin altında şu soru oluşur:
“Bu haber gerçekten kamu yararı için mi yapıldı, yoksa siyasi bir bakış açısıyla mı hazırlandı?”
Bir gazeteci için bundan daha ağır bir soru olabilir mi?
İslahiye gibi küçük ilçelerde tarafsızlık, büyük şehirlerden çok daha değerlidir. Çünkü burada insanlar sadece yazılanı değil, yazanı da tanır. Kimin hangi masada oturduğunu, kimin hangi siyasi görüşü savunduğunu, kimin hangi ilişkiler içinde olduğunu bilir.
Bu nedenle güven inşa etmek yıllar alırken, kaybetmek birkaç paylaşım kadar kolaydır.
Bir başka dikkat çeken konu ise sürekli görünür olma çabasıdır.
Sosyal medyanın sunduğu geçici popülerlik, bazı insanlara kendilerini olduğundan daha büyük gösterme isteği veriyor. Her tartışmada söz söylemek, her olayda taraf olmak, her gün gündemde kalmaya çalışmak artık bir başarı ölçüsü gibi görülüyor.
Oysa gündem olmak ile saygın olmak aynı şey değildir.
Çok konuşan değil, doğru konuşan hatırlanır.
Çok paylaşan değil, güven veren takip edilir.
İnsanları etkileyen; attığı manşetler değil, ortaya koyduğu karakterdir.
Kimse aynı anda herkesi temsil edemez.
Hem siyasi bir partinin ilçe başkanı olup hem gazetecilikte tarafsız olduğunuzu iddia etmek, toplumun aklında soru işaretleri oluşturur. Çünkü siyaset tercih ister, gazetecilik ise mesafe.
İkisini birbirine karıştırdığınızda ne siyaset sağlıklı yürür ne de gazetecilik güven verir.
Elbette herkesin farklı meslekleri olabilir. Esnaflık yapılabilir, siyaset yapılabilir. Buna kimsenin itirazı yoktur.
Ancak gazetecilik, diğer bütün kimliklerin üzerinde bir etik sorumluluk taşır.
Kaleminizi siyasi kimliğiniz yönlendiriyorsa, artık gazetecilikten değil, propaganda faaliyetinden söz edilir.
Toplumun beklentisi çok basit aslında.
Kimsenin neyi savunduğuyla değil, hangi kimlikle konuştuğunu bilmek istiyor.
Çünkü insanın birçok işi olabilir ama tek bir duruşu olmalıdır.
Sürekli değişen kimlikler, sürekli değişen söylemler ve bulunduğu ortama göre değişen tavırlar güven oluşturmaz.
Bu anlamda …
Bugün sosyal medyada birkaç saat konuşulabilirsiniz.
Birkaç paylaşımınız yüzlerce beğeni alabilir.
Kendinizi önemli de hissedebilirsiniz.
Ama bunların hiçbiri kalıcı değildir.
Kalıcı olan tek şey; insanların sizin hakkınızda söylediği şu cümledir:
“Bu insanın duruşu vardı.”
İşte asıl itibar da, asıl gazetecilik de, asıl temsil de burada başlar.
Çünkü insanın birçok sıfatı olabilir.
Ama tek bir karakteri, tek bir duruşu ve tek bir kimliği olmalıdır.
Saygılarımla..
TİNGADER (Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği)
Genel Başkan Yrd.
Genel Sekreter
TİNGADER Türkiye Dergisi
Yazı İşleri Müdürü
Aktürk Haber
Genel Yayın Yönetmeni
Göz TV
İmtiyaz Sahibi
İstanbul Gündem
Genel Yayın Yönetmen Yrd.
Hasan BUDAK…
6 Şubat 2023…
Takvimlerde bir tarih olarak görünen ancak milyonlarca insanın hafızasına silinmemek üzere kazınan kara bir gün.
Asrın felaketi olarak adlandırılan depremde en büyük yıkımı yaşayan bölgelerden ikisi, Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçeleri oldu. Binlerce can toprağa verildi. Birçok aile tamamen yok oldu. Anne, baba, evlat, kardeş… Aynı sofrada oturan insanlar, aynı mezarlıkta yan yana yatmak zorunda kaldı.
Bazı evlerde bir tek fotoğraflar kaldı.
Bazı çocuklar annesiz, bazı anneler evlatsız kaldı.
Bazı insanlar ise tüm sevdiklerini aynı gün kaybetti.
Bu acının tarifi yoktur.
Bu acı yalnızca İslahiye’nin, Nurdağı’nın, Gaziantep’in veya deprem bölgesinin acısı değildir. Bu acı tüm insanlığın ortak acısıdır. Kaybolan sadece insanlar olmadı; hayaller, umutlar, yarınlar ve yılların emekleri de enkaz altında kaldı.
Bu yazıyı kaleme alırken amacım yaşamadığım bir acı üzerinden siyaset yapmak değildir. Hiç kimsenin kaybını siyasi malzeme haline getirmek de değildir. Çünkü depremde kaybedilen her canın arkasında yarım kalmış bir hayat hikâyesi vardır ve bu hikâyeler siyasi tartışmaların konusu olamayacak kadar değerlidir.
Ancak bir basın mensubu olarak ifade etmek istediğim önemli bir konu var.
Aradan yıllar geçmesine rağmen bazı siyasetçiler hâlâ 6 Şubat üzerinden siyaset üretmeye devam ediyor. İlçelerimize gelen birçok kişi geleceği konuşmak yerine sürekli geçmişin acıları üzerinden siyasi söylemler geliştirmeyi tercih ediyor.
Bir başka gerçek daha var ki, onu da görmezden gelemeyiz.
Sadece bazı siyasetçiler değil, bazı kişiler de 6 Şubat’ın bıraktığı derin acıları sürekli gündemde tutarak kendilerine bir alan oluşturmaya çalışıyor. Acıyı paylaşmak başka şeydir, acı üzerinden sürekli bir mağduriyet söylemi inşa ederek bundan kişisel kazanç elde etmeye çalışmak başka şeydir.
Depremde yaşananları hatırlatmak elbette önemlidir. Kaybettiklerimizi anmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Ancak acıları sürekli canlı tutarak insanların yaralarını yeniden kanatmak, toplumu umutsuzluğa mahkûm etmek ve her fırsatta felaketin üzerinden kişisel çıkar devşirmeye çalışmak doğru değildir.
6 Şubat, hatırlanması gereken bir felakettir; fakat insanların geleceğini rehin alacak bir araç değildir.
Bu bölgenin insanları artık enkaz görüntüleriyle değil, başarı hikâyeleriyle anılmak istiyor. Sürekli gözyaşını değil, biraz da umudu konuşmak istiyor. Çünkü hayatını kaybedenlere olan borcumuz, sadece onları anmak değil; geride kalanların daha güçlü bir gelecek kurmasına da katkı sağlamaktır.
Acıyı istismar etmek değil, acıdan ders çıkarmak gerekir. Çünkü yaralar, sürekli kaşınarak değil; zaman, dayanışma ve umutla iyileşir.
Elbette 6 Şubat unutulmayacak.
Elbette kaybettiklerimizi unutmayacağız.
Elbette o gece yaşananları hafızamızdan silmeyeceğiz.
Fakat artık bu bölgenin insanları yalnızca acılarıyla anılmak istemiyor.
İslahiye ayağa kalkmak istiyor.
Nurdağı yeniden güçlenmek istiyor.
Esnaf kepengini umutla açmak, işlerinin düzelmesini istiyor.
Gençler gelecek hayali kurmak istiyor.
Aileler geride kalan sevdikleriyle huzurlu günler geçirmek istiyor.
Bu şehirlerin sürekli felaketle, yıkımla ve gözyaşıyla gündeme gelmesini değil; üretimle, yatırımla, başarıyla ve umutla anılmasını istiyor.
Depremi unutmayalım ama hayatı da ertelemeyelim.
Acıları hatırlayalım ama insanların yarınlarını da konuşalım.
Kaybettiklerimize saygı gösterelim ama yaşayanların umutlarını da büyütelim.
Bugün İslahiye’nin ve Nurdağı’nın ihtiyacı yeni tartışmalar değil, yeni yatırımlardır.
Yeni suçlamalar değil, yeni projelerdir.
Yeni ayrışmalar değil, yeni birlikteliklerdir.
Çünkü deprem bizden çok şey aldı.
Şimdi ise geleceği yeniden inşa etme zamanıdır.
Kaybettiklerimizi rahmetle anıyor, geride kalanlara sabır diliyorum.
Ve bir kez daha söylüyorum:
6 Şubat’ın acısı siyasetin değil, insanlığın acısıdır.
Hasan BUDAK
TİNGADER ( Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği )
Genel Başkan Yrd.
Genel Sekreter
TİNGADER Türkiye Dergisi
Yazı İşleri Müdürü
İslahiye Göz TV
İmtiyaz Sahibi
Antep TV
Bilgi İşlem Müdürü
Günümüzde teknoloji ve sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte bilgiye ulaşmak ve bilgi paylaşmak her zamankinden daha kolay hale gelmiştir. Ancak bu kolaylık beraberinde önemli bir sorunu da ortaya çıkarmıştır: Her eline mikrofon alan, her sosyal medya hesabına “gazeteci” veya “medya basın mensubu” yazan kişinin gerçekten gazeteci olup olmadığı konusu artık ciddi bir tartışma haline gelmiştir.
Gazetecilik, sadece bir kamera veya mikrofon sahibi olmak değildir. Gazetecilik; sorumluluk, etik, doğruluk ve kurumsal kimlik gerektiren ciddi bir meslektir. Bir kişinin gazeteci veya medya basın mensubu olduğunu söylemesi tek başına yeterli değildir. Bu kişinin bağlı olduğu bir kurum, bir yayın organı ve bunu doğrulayan resmi belgeleri olması gerekir.
Ne yazık ki günümüzde bazı kişiler, bu boşluktan faydalanarak kendilerini gazeteci gibi tanıtmakta, kurumları ziyaret etmekte, etkinliklere katılmakta ve hatta kamu kurumlarında işlem yapmaya çalışmaktadır. Bu durum hem gerçek gazetecilerin emeğine zarar vermekte hem de toplumda yanlış bir algı oluşmasına neden olmaktadır.
Bu noktada özellikle devlet kurumlarının ve kamu görevlilerinin çok daha dikkatli olması gerekmektedir. Kurumlara gelen ve kendisini basın mensubu olarak tanıtan kişilerin kurumsal kimlikleri, yetki belgeleri ve basın kartları mutlaka sorgulanmalıdır. Her mikrofon tutan veya sosyal medya hesabı olan kişinin gazeteci olarak kabul edilmesi doğru değildir.
Ayrıca burada önemli bir hukuki konuya da dikkat çekmek gerekir. Kamu kurumlarında bulunan resmi bilgi, belge ve evrakların yetkisiz kişilerle paylaşılması ciddi bir suçtur. Bir kişinin kendisini gazeteci veya medya mensubu olarak tanıtması, kurumların resmi bilgileri paylaşması için yeterli bir gerekçe değildir. Kurum personelinin, resmi evrakları veya kurum içi bilgileri hiçbir vasıfla yetkisiz kişilerle paylaşmaması gerekmektedir. Aksi durum hem hukuki sorumluluk doğurur hem de kamu güvenini zedeler.
Gerçek gazetecilerin genellikle bağlı oldukları medya kuruluşları tarafından verilmiş kimlik kartları bulunur. Bunun yanında bazı gazeteciler Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilen resmi basın kartına da sahiptir. Bu tür belgeler, kişinin gerçekten medya mensubu olup olmadığını gösteren önemli göstergelerdir.
Toplum olarak da bu konuda daha bilinçli olmamız gerekmektedir. Bir kişi kendisini gazeteci veya medya basın mensubu olarak tanıttığında, onun hangi kurum adına çalıştığını sorgulamak en doğal hakkımızdır. Çünkü gazetecilik güven üzerine kurulu bir meslektir ve güvenin temelinde şeffaflık vardır.
Bugün geldiğimiz noktada gerçek gazetecilik ile sosyal medya içerik üreticiliği arasındaki farkın net bir şekilde anlaşılması gerekmektedir. Elbette herkes düşüncesini ifade edebilir, paylaşım yapabilir; ancak bu durum kişiyi gazeteci yapmaz. Gazetecilik; sorumluluğu, etik kuralları ve kurumsal yapısı olan bir meslektir.
Sonuç olarak, medya ve basın mensubu olduğunu söyleyen kişilere karşı hem vatandaşların hem de kurumların dikkatli olması gerekir. Kurumsal kimliği, yetki belgesi ve bağlı olduğu medya kuruluşu olmayan kişilerin oluşturduğu algılara itibar edilmemelidir. Aynı şekilde kamu kurumları da resmi evrak ve bilgileri paylaşırken gerekli sorgulamaları yapmalı ve yetkisiz kişilere hiçbir şekilde bilgi vermemelidir.
Unutulmamalıdır ki güçlü bir toplumun temelinde doğru bilgi vardır. Doğru bilginin temeli ise gerçek ve sorumluluk sahibi gazeteciliktir.
Saygılarımla…
Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği ( TİNGADER )
Genel Başkan Baş Danışmanı
Basın Sözcüsü
TİNGADER Türkiye Dergisi
Yazı İşleri Müdürü
İslahiye Göz TV
İmtiyaz Sahibi
Hasan BUDAK
Sevgili okurlar;
4 Şubat ile 6 Şubat arasında yaptığımız yayınlar, benim için sadece bir yayın süreci değildi. Psikolojim alt üst oldu. Kamera karşısında güçlü durmaya çalıştık ama bazı anlar vardı ki insan kalbi buna dayanamadı.
Bazı yayınları yarıda kesmek zorunda kaldık.
Çünkü kelimeler boğazımıza düğümlendi, göz yaşımızı tutamadık.
Ekranın diğer tarafında izleyenler belki sadece görüntü gördü; biz ise aktarılan acıları, anlatılan çaresizlikleri ve gelen haberleri dinledik. Uzakta olsanız bile bu yük insanın omzuna çöküyor. Deprem sadece binaları değil, insanın iç dünyasını da sarsıyor.
6 Şubat sabahı bu topraklar sadece sallanmadı.
İslahiye’nin sokakları, evleri, anıları ve insanlarının yarınlara dair umutları da yerle bir oldu. Saatler ilerledikçe yıkımın boyutu anlaşıldı ama asıl yıkım, enkazlar kaldırıldıktan sonra başladı.
Deprem bitti denildi.
Oysa İslahiye’de deprem hiç bitmedi.
Sorunlar enkazla birlikte kaldırılmadı
Bugün hâlâ bazı evlerde soba yanmıyor, bazı evlerde elektrik gidip geliyor, bazı evlerde ise umut çoktan sönmüş durumda. TOKİ konutları teslim edildi denildi ama teslim edilen sadece anahtarlar mıydı, yoksa eksiklerle dolu yeni bir belirsizlik mi?
Deprem sonrası süreçte herkes bir şeyler söyledi.
Yetkililer konuştu, siyasiler konuştu, ekranlarda büyük cümleler kuruldu. Ama İslahiye’de yaşayan vatandaşın derdi konuşmalarla azalmadı.
TOKİ konutlarında yaşanan sıkıntılar, elektrik kesintileri, ısınma problemleri, altyapı eksikleri… Bunlar “küçük detaylar” olarak görüldü belki ama bu detaylar insanların günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Bir anne çocuğunu soğuk bir evde yatırıyorsa, bir yaşlı karanlıkta oturuyorsa, mesele detay değildir.
Mesele hayatın ta kendisidir.
Eleştirinin hedef alınması
İslahiye’de depremden sonra dikkat çeken bir başka sorun da, dile getirilen her eleştirinin yanlış anlaşılması ya da farklı şekillerde yorumlanması oldu.
Oysa yaşanan sorunları konuşmak, çözüm aramak ve eksikleri hatırlatmak; bir kenti ileriye taşır. Sorunları dile getirenlerin hedef haline getirilmesi, gerçek problemlerin üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz.
Asıl sorumluluk, konuşulanlardan rahatsız olmak değil; konuşulanları ciddiyetle ele alabilmektir.
Deprem siyaseti, deprem gerçeğini gölgeledi
6 Şubat’ın yıl dönümünde ilçemize gelen siyasi ziyaretler elbette kıymetlidir. Ancak ziyaretler, fotoğraflar ve açıklamalar; yaşanan gerçeklerin önüne geçmemelidir.
İslahiye halkı artık şunu sormak istiyor:
“Bizi hatırlamak için yıl dönümlerini mi bekleyeceksiniz?”
Unutulan şey binalar değil, insanlar
En tehlikelisi de şu:
Zaman geçtikçe alışıyoruz.
Yıkılmış binalara, konteyner hayatına, eksik hizmetlere… Oysa alışmak çözüm değildir. Alışmak, sorunların normalleşmesidir. Ve bu en büyük felakettir.
İslahiye susmadı, susmayacak.
Çünkü bu şehir acıyı da gördü, dayanışmayı da.
Ve hâlâ ayakta durmaya çalışıyor.
Ama unutulmasın:
Ayakta durmak için sadece binalar değil, vicdanlar da sağlam olmalı.
Saygılarımla.
TİNGADER ( Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği )
Genel Bşk. Bş. Danışmanı
Basın Sözcüsü – İslahiye İlçe Temsilcisi
TİNGADER TÜRKİYE DERGİSİ
Yazı İşleri Müdürü
Hasan BUDAK
Sevgili okurlar;
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin İslahiye’de hayata geçirdiği halk otobüsü uygulaması, kuşkusuz önemli ve değerli bir hizmet. Toplu taşımanın düzenlenmesi, kartlı sisteme geçilmesi ve ilk günlerde ücretsiz ulaşım sağlanması takdiri hak ediyor.
Ancak her yeni hizmette olduğu gibi, insanın aklına birkaç “ama” düşmüyor değil.
İslahiye’nin sokaklarını bilen bilir…
Bazı yollarımız asfalt değil, adeta sürpriz yumurtası. Nerede çukur çıkacağı belli değil. Bu çukurlar sadece konforu değil, araçların sağlığını da ciddi şekilde tehdit ediyor.
Bugün birçok vatandaş, bu yollarda:
Peki soralım:
Bu maddi hasarların faturası kime kesiliyor?
Vatandaş cebinden mi karşılayacak?
Yoksa “yolun kaderi bu” deyip geçecek miyiz?
Bir lastik, bir jant, bir amortisör derken ortaya çıkan masraf asgari ücretle geçinen bir aile için ciddi bir yük. Bunun maddi boyutu bir yana, bir de manevi boyutu var. İnsan her çukura girdiğinde “acaba şimdi ne koptu?” diye düşünür hale geliyor.
Gelelim yeni hizmete alınan turuncu otobüslere…
Gerçekten modern, gerçekten dikkat çekici.
Ama insan sormadan edemiyor:
Bu otobüslerin bu yollar üzerindeki ömrü kaç yıl olarak hesaplandı?
Turuncu otobüsler İslahiye yollarından memnun mu, yoksa her tümsekte içlerinden “beni neden buraya gönderdiniz?” mi diyorlar?
Zira özel aracın zor dayandığı bu yollarda, gün boyu sefer yapan otobüslerin ne kadar sürede yıpranacağını hep birlikte göreceğiz. Umarız “yeni aldık ama erken eskidi” cümlesini duymak zorunda kalmayız.
Bir diğer konu ise kredi kartı ile ödeme meselesi…
Vatandaş otobüse biniyor, kartını okutuyor, bir de bakıyor ki 5 TL komisyon.
Burada durup sormak gerekiyor:
Bu komisyon gerçekten kaçınılmaz mıydı?
Bir belediye olarak bankalarla görüşülüp bu bedel ortadan kaldırılamaz mıydı?
Zaten ulaşım ücreti ödeyen vatandaşın, bir de “kart kullandın diye” ekstra bedel ödemesi, ister istemez soru işareti oluşturuyor.
Özetle…
Halk otobüsü uygulaması doğru bir adım,
Ancak bu adımın daha sağlam basabilmesi için:
gibi konuların da aynı ciddiyetle ele alınması gerekiyor.
Bizim derdimiz eleştirmek değil;
daha iyi, daha sorunsuz bir İslahiye görmek.
Turuncu otobüsler güzel…
Ama yollar da en az onlar kadar “yenilenmiş” olursa, işte o zaman bu hizmet tam anlamıyla yerine oturur.
Saygılarımla.
TİNGADER ( Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği )
Genel Bşk. Bş. Danışmanı
Basın Sözcüsü – İslahiye İlçe Temsilcisi
TİNGADER TÜRKİYE DERGİSİ
Yazı İşleri Müdürü
Hasan BUDAK
TELİF HAKKI!