DOLAR

44,7700$% 0.04

EURO

52,8605% 0.05

GRAM ALTIN

6.935,50%0,63

ÇEYREK ALTIN

11.277,00%0,64

TAM ALTIN

45.003,00%0,49

ONS

4.817,24%0,56

BİTCOİN

3328292฿%0.47586

Sabah Vakti a 02:00
Gaziantep AÇIK 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Leyla Öztürk

Leyla Öztürk

08 Şubat 2026 Pazar

İlişkiler Yönetilmezse, Hiçbir Başarı Sürdürülemez. ( Leyla ÖZTÜRK ) Yazdı.

İlişkiler Yönetilmezse, Hiçbir Başarı Sürdürülemez. ( Leyla ÖZTÜRK ) Yazdı.
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlar;

Takvimler 14 Şubat’ı gösterdiğinde, bireysel ajandalar kadar kurumsal takvimler de farkında olmadan etkilenir. Sevgililer Günü, ilk bakışta tamamen özel hayata ait bir gün gibi görünse de, aslında ilişkiler yönetimi açısından oldukça öğretici bir metafor sunar. Çünkü ister özel hayatta ister iş yaşamında olsun, sürdürülebilir başarı “ilişkiyi yönetebilme” becerisiyle doğrudan bağlantılıdır.

Günümüz dünyasında ilişkiler, tıpkı projeler gibi yönetilmektedir. Başlangıç heyecanı, beklenti setleri, iletişim sıklığı, geri bildirim mekanizmaları ve kriz anlarında verilen tepkiler… Tüm bu başlıklar, bir ilişkinin kaderini belirlediği kadar bir iş ortaklığının da geleceğini şekillendirir. Sevgililer Günü bu açıdan romantik bir klişeden ziyade, bize şunu hatırlatır: İhmal edilen hiçbir ilişki uzun vadede değer üretmez.

Modern iş hayatında “yoğunluk” en sık kullanılan gerekçedir. Yoğunluk nedeniyle ertelenen bir arama, geçiştirilen bir mesaj ya da ötelenen bir teşekkür, zamanla ilişkilerde görünmez ama maliyetli bir açık yaratır. Tıpkı özel hayatta olduğu gibi, iş dünyasında da sorunlar genellikle büyük hatalardan değil, küçük ihmallerin birikiminden doğar. Sevgililer Günü’nün bu noktadaki sembolik gücü, durup düşünmeye zorlamasındadır: En son ne zaman gerçekten dinledik, ne zaman gerçekten değer verdiğimizi hissettirdik?

Kurumsal açıdan bakıldığında, sadakat kavramı yalnızca müşteri ya da çalışan bağlılığıyla sınırlı değildir. Sadakat, karşılıklı güvenin, tutarlılığın ve öngörülebilirliğin sonucudur. Bu da tek seferlik jestlerle değil, süreklilik arz eden bir yaklaşım ile mümkündür. 14 Şubat’ta alınan bir hediye, yılın geri kalan 364 günündeki ilgisizlikle telafi edilemez. Aynı şekilde, dönemsel motivasyon kampanyaları da günlük yönetim reflekslerinin yerini tutmaz.

Sevgililer Günü’nü anlamlı kılan unsur, romantik söylemler değil; farkındalık yaratma potansiyelidir. İlişkilerin kendiliğinden değil, bilinçli bir emekle ayakta kaldığını hatırlatır. Bu emek bazen bir telefon, bazen zamanında verilen bir geri dönüş, bazen de sadece “buradayım” demektir. En sofistike stratejiler dahi, temel insani bağlar zayıfsa sürdürülebilir olmaz.

Sonuç olarak Sevgililer Günü, yalnızca kalplerin değil, ilişki yönetimi anlayışının da gözden geçirildiği bir gün olabilir. Özel hayatta olduğu gibi iş yaşamında da gerçek değer, gösterişte değil; süreklilikte, samimiyette ve karşılıklı sorumluluk bilincindedir. Takvim yaprakları değişir, kampanyalar biter; ancak iyi yönetilen ilişkiler, her zaman bilanço dışı ama en kritik varlık olarak kalır.

Saygılarımla,
Leyla ÖZTÜRK ( İş İnsanı )

Devamını Oku

İlişkilerde Güven ve Tereddüt Uzun Bir Yaşamın Anlamı

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili Okurlar;

Hayatımız boyunca pek çok insanla tanışıyoruz; arkadaşlar, dostlar, eşler, iş arkadaşları… Ama hepsiyle kurduğumuz bağlar aynı değil. Bir insanla gerçekten güvenli bir ilişki kurmak, güvenin zamanla şekillendiği, büyüdüğü bir süreçtir. Ancak bu süreç, bazen en beklenmedik şekilde kırılabilir, yerini tereddütlere, kaygılara bırakabilir. Güven, her ne kadar sağladığı huzur ve bağlılık ile yaşamı kolaylaştırsa da, bir o kadar da incinebilir bir şeydir.

Güvenin İnşası

Güven, birbirimize verdiğimiz sözlerden çok, bu sözleri tutma gücümüzle şekillenir. Hepimiz farklı geçmişlere ve farklı deneyimlere sahibiz. Güven inşa etmek, bazen bir ömür boyu sürebilen bir süreçtir. Çocuklukta ailemizden, gençlik yıllarında ise dostlarımızdan güven öğreniriz. Ama asıl soru şu: Ne zaman gerçek güveni buluruz?

Bir insanla yakın ilişki kurarken, en büyük korkumuz belki de terk edilme, hayal kırıklığına uğramaktır. Ancak zamanla, başkalarının bizi anlaması ve yanımızda durması, bu korkuyu aşmamıza yardımcı olur. İlişkilerde güven, bazen en basit, fakat en değerli şeydir: “Ben buradayım.”

Güvenin Kırılma Noktası: Tereddütler

Bununla birlikte, güvenin kırılması, bireyler üzerinde çok derin etkiler bırakabilir. Birinin güvenini kaybetmek, yalnızca ilişkilerde bir boşluk yaratmakla kalmaz, kişinin kendi iç dünyasında da büyük bir sorgulama sürecine yol açar. Çünkü güven, temelde bir kişinin kimliğini, değerlerini ve inançlarını sarsan bir etki yaratabilir.

Güvenin sarsılması, insanlar arasındaki ilişkilerde tereddütlere yol açar. İletişimsizlik, yanlış anlamalar ve karşılıklı beklentilerin karşılanmaması, uzun vadede ilişkileri tehdit eder. İşte bu yüzden, güvenin kırıldığı her an, yeniden inşa edilmesi gereken bir dünya yaratılır.

Uzun Bir Hayat, Uzun İlişkiler

Bununla birlikte, hayatın uzunluğu ve derinliği, ilişkilerdeki güveni pekiştiren bir faktör olabilir. Zamanla insanlar daha fazla deneyim kazanır, zorluklarla başa çıkmayı öğrenir ve birbirlerini daha iyi anlarlar. Birlikte geçirilen yıllar, paylaşılan anlar, hem bireylerin birbirlerine olan güvenlerini artırır hem de bu güvenin temellerini daha sağlam hale getirir.

Özellikle uzun süreli ilişkilerde, güven sadece anlık bir duygu değil, bir yaşam pratiği haline gelir. İnsanlar birlikte geçirdikleri yıllarla, her türlü fırtınayı birlikte atlatabilirler. Ancak bu, aynı zamanda birbirine duyulan saygı ve sabrın da bir göstergesidir. Uzun bir hayatın içinde güven, iki insanın birbirine ne kadar sabır gösterdiği, ne kadar anlayışlı olduğu ve her anın değerini nasıl bildiğiyle şekillenir.

Sonuç: Güven, Yaşamın Temel Taşı

Güven, hayatın temellerindendir. Bir ilişkide güven ne kadar derin olursa, bu ilişki o kadar sağlamlaşır. Ancak güvenin kırılgan olduğunu bilmek de önemlidir. Bir anlık ihanet, yıllarca inşa edilen bir güveni yerle bir edebilir. İnsanlar arasında güven, sadece anlık bir duygu değil, sürekli bir çaba, karşılıklı fedakarlık ve zamanla gelişen bir süreçtir.

Zamanla, bu güveni yeniden inşa etmek, bireylerin ve toplumların sağlıklı bir şekilde varlıklarını sürdürebilmeleri için kritik bir öneme sahiptir. Uzun bir hayatı, yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal olarak da sağlam temellerle inşa etmek; güvenin, sabrın ve anlayışın harmanlandığı ilişkilerle mümkün olur.

Saygılarımla…
Öztürkler İş İnsanı

Leyla Öztürk

Devamını Oku

Değişimin Kapısını Çalmak

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlar;

Hayat bazen öyle bir noktaya gelir ki, her şey aynı kalır ama hiçbir şey eskisi gibi değildir. Sabah aynı saatte kalkarsınız, aynı kahveyi içersiniz, aynı insanlarla konuşursunuz… ama içten içe bir huzursuzluk vardır. Sanki içinizde biri, “Artık buradan gitmemiz gerekiyor” der. İşte o ses, değişimin ilk işaretidir.

Değişim kimine göre korkutucu, kimine göre heyecan vericidir. Aslında değişim, ikisinin tam ortasında bir yerdedir: Korku ve cesaretin dans ettiği ince bir çizgide. Çünkü insan, alıştığı düzeni bırakmaktan çekinir. Tanıdık olan güvenlidir, ama güvenli olan her zaman doğru değildir.

Bir düşünün: Kelebek, kozadan çıkarken en çok o anda zorlanır. Ama eğer o anı atlatamazsa, uçmayı hiç öğrenemez. Biz de hayatta, en sıkıştığımız anlarda aslında dönüşümün eşiğindeyizdir.

Değişimin en güzel tarafı, bizi yeniden tanıştırmasıdır. “Ben kimim, ne istiyorum, gerçekten nereye aitim?” sorularını sormaya başlarız. Cevaplar hemen gelmez ama geldiklerinde bizi bambaşka bir yola sokarlar.

Tabii değişim sihirli bir değnek değildir. Cesaret ister, sabır ister. Bazen insanlar sizi anlamaz, bazen eski çevreniz “Ne gerek vardı ki?” der. Ama unutmayın: Her büyük değişim önce yalnızlıkla başlar, sonra alkışlarla devam eder.

Devamını Oku

Krizi Fırsata Çevirmek: Daralan Ekonomide İş Yapma Sanatı

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlar;
Ekonomik kriz… Adı bile insanın omuzlarına ağırlık bindiriyor. Hele bir de haber bültenlerinde kırmızı renkle yazılmış “son dakika” ifadesini görünce, kahve kupasını sıkıca tutma ihtiyacı hissediyoruz. Ama gelin itiraf edelim: Tarih boyunca en büyük başarı hikâyeleri, tam da bu “kara bulutlu” zamanlarda yazıldı.

Zorluk, insana hiç bilmediği kaslarını çalıştırır. Tıpkı suyun altında nefesini tutarken “Ben bu kadar dayanabiliyor muydum?” diye şaşırmak gibi. Kriz, bize “konfor alanını terk et” derken aslında “hayal gücünü devreye sok” demek istiyor.

1. Maliyet değil, verimlilik odaklı düşünün
Kriz kapıyı çaldığında ilk refleks “ışıkları kapat, çayları küçült” olur. Ama sadece gider kısarak büyüyen görülmemiştir. Önemli olan aynı kaynakla daha fazlasını yapmanın yollarını bulmak. Mesela ben ofiste kâğıt israfını önlemek için çift taraflı çıktı almayı başlattım; bir baktım ki masraflar azalmış, çalışanlar da sudoku çözmek için ekstra kâğıt istemez olmuş!

2. Yeni pazarlar keşfedin
İç piyasada işler yavaşladığında “Bu iş burada yürümüyor” deyip bırakmak kolaydır. Oysa dünya büyük. Belki de ürününüz, bir başka ülkede tam da aranan şeydir. Geçen ay bir tanıdığım, Türkiye’de elde kalmış kışlık atkı stoklarını Dubai’ye sattı. Onlar soğuğu görmese de “moda” diye aldı gitti!

3. Yeniliğe açık olun
Kriz zamanında müşteri, “yenilik” kelimesine daha sıcak bakar. Eski düzen bozulmuştur zaten, yeniyi denemekte ne sakınca var? Farklı ödeme planları, mini paketler, sürpriz hizmetler… Bir gün bakarsınız, kriz bitse bile müşteri yeni halinize alışmış.

4. İlişkileri güçlendirin
Ekonomi daralınca herkes daha seçici olur. Müşteriniz, tedarikçiniz, çalışanınız… Hepsiyle bağınızı sağlamlaştırmanın tam zamanı. Bazen kriz bahanesiyle yapılan samimi bir sohbet, uzun vadede yapılan milyonluk reklamlardan daha etkili olur.

Sonuçta kriz, sadece “nasıl hayatta kalırım” sorusu değil; “nasıl güçlenirim” sorusudur. Savunmadan çıkıp fırsat moduna geçtiğinizde, rüzgâr sert esse bile yelkeni doğru ayarlarsınız. Çünkü kaptanı gerçek kaptan yapan, sakin denizde değil; fırtınada limana ulaşma becerisidir.

O yüzden… Fırtına varsa korkmayın. Belki de dalgalar sizi, gitmeyi hiç düşünmediğiniz ama çok seveceğiniz bir sahile götürecek.

Saygılarımla…

Devamını Oku

Dijital Gürültüde Sessizliğin Gücü

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili Okurlar;

Her gün yüzlerce bildirim alıyoruz. Telefonumuz çalmasa bile gözümüz bir sosyal medya ekranında, aklımız bir sonraki güncellemede, kalbimizse hep biraz meşgul. Bilgiye anında ulaşmanın getirdiği bu “dijital konfor”, aslında sessizliği elimizden alıyor. Geriye sadece sürekli akan ama nadiren duran bir zihin kalıyor.

Oysa sessizlik bir lüks değil; ihtiyaç. Bir konuyu gerçekten düşünmek, bir fikri büyütmek, bir duyguyu anlamlandırmak ancak sessizlikle mümkün. Kalabalığın ortasında sessizliği aramak, bir zamanlar lüks otel lobilerinde huzur bulmaya benziyordu. Şimdiyse bu arayış, ekran ışığını kapatıp içsel bir pencere açmakla eşdeğer.

Peki biz ne zaman sessiz kaldık en son?

Belki bir sabah kahvenizi içerken sadece dışarıyı izlemelisiniz. Belki telefonsuz bir yürüyüş denemelisiniz. Ya da hiçbir şey yapmadan, sadece düşünmeden oturabilmelisiniz. Çünkü zihnin en derin cevapları, genellikle gürültü değil, sessizlik içinde saklıdır.

Zaman hızla akarken, bazen durmak en devrimci harekettir.

Saygılarımla.

Devamını Oku

TELİF HAKKI!