48,4870$%0,03
56,5701€%0,24
6.877,42%0,23
11.213,00%0,25
44.693,00%0,25
4.406,57%0,11
3792194฿%-1.31707
02:00
Terörsüz Türkiye’de İkinci Aşama: Silah Tasfiye Edilirken Kavramsal Alan çok önemlidir? Demokratik konfederalizm, komünal yapı ve silahsızlanma sonrasında ortaya çıkabilecek yeni siyasal örgütlenme modeline ilişkin stratejik bir uyarı. Mesele Silahın Ötesini Görebilmektir Terörsüz Türkiye sürecinin başladığı andan itibaren üzerinde dikkatle düşünmemiz gereken mesele yalnızca PKK’nın silah bırakması değildir. Silahların tasfiyesi Türkiye açısından tarihî bir kazanım olacaktır.
Ancak en az bunun kadar önemli olan, silahın boşalttığı siyasi, toplumsal ve kavramsal alanın kim tarafından, hangi düşünce sistemiyle ve hangi örgütlenme modeliyle doldurulacağıdır. Bizim dikkat çekmek istediğimiz nokta tam olarak burasıdır. Bu sürece karşı çıkmak için değil, sürecin kalıcı başarıya ulaşmasına katkı sağlamak için soruyoruz: Silah tasfiye edilirken onun yerine hangi siyasal model inşa edilmek isteniyor?
Silahlı Dil Giderken Yeni Bir Siyaset Dili Geliyor İmralı’nın son dönemde kullandığı dili yalnızca bir “silah bırakma çağrısı” olarak okumak eksik olacaktır. Örgüt silahtan uzaklaştırılırken, silahlı mücadele dilinin yerine yeni bir siyaset ve toplum dili kurulmaya çalışıldığını da görmek zorundayız. “Demokratik toplum”, “komünal yapı”, “yerel demokrasi”, “öz yönetim” ve özellikle “demokratik konfederalizm” kavramlarının bundan sonraki süreçte daha fazla karşımıza çıkması tesadüf olmayacaktır. Çünkü silahlı mücadeleden vazgeçmek ile o mücadeleyi ortaya çıkaran ideolojik ve örgütsel tasavvurdan bütünüyle vazgeçmek aynı şey değildir.
Silahın Tasfiyesi İdeolojinin Tasfiyesi Anlamına Gelmeyebilir 5o yılı aşan bir örgütsel yapının yalnızca silahlardan ibaret olduğunu düşünmek büyük hata olur. Silah ortadan kaldırılabilir. Fakat kavramlar kalabilir. Örgütsel ilişkiler kalabilir. Toplumsal ağlar kalabilir. Siyasi hedefler farklı isimlerle yeniden tanımlanabilir. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye’nin başarısı yalnızca kaç silahın bırakıldığıyla değil, silahlı dönemde oluşturulan örgütsel vesayetin gerçekten sona erip ermediğiyle de ölçülmelidir.
Murray Bookchin’den İmralı’ya Uzanan Düşünsel Hat İyi Okunmalıdır Burada Murray Bookchin’in düşünceleri ile İmralı’nın geliştirdiği demokratik konfederalizm modeli arasındaki ilişki önem kazanmaktadır. Bookchin’in komünalizm, yerel meclisler, adem-i merkeziyetçilik ve aşağıdan yukarıya konfederal örgütlenme düşüncesinin Öcalan’ın sonraki dönem siyasal yaklaşımı üzerinde belirgin etkileri bulunmaktadır.
Bu nedenle İmralı’nın kullandığı kavramları yalnızca günlük siyasetin kelimeleri olarak değerlendirmek yerine, arkalarındaki felsefi ve kurumsal modeli okuyarak değerlendirmek zorundayız. Çünkü kavramların gerçek anlamı sözlükte değil, sonunda oluşturmak istedikleri siyasi mimaride ortaya çıkar.
Demokratik Konfederalizm Tam Olarak Neyi Öneriyor? Demokratik konfederalizmi yalnızca yerel yönetimlerin güçlendirilmesini isteyen sıradan bir idari model olarak görmek eksik olur. Bu anlayışta toplumsal örgütlenmenin aşağıdan yukarıya doğru kurulması esastır. Mahalle vardır. Komün vardır. Yerel meclis vardır. Bunların birbirleriyle bağlantısı vardır. Ve nihayetinde birbirine bağlanan bu yapıların oluşturduğu daha geniş konfederal ağlar vardır. Dolayısıyla mesele yalnızca belediyelerin daha fazla yetkiye sahip olması değildir. Mesele, toplumun siyasi karar üretme mekanizmasının nasıl örgütleneceğidir.
Kritik Soru: Egemenlik ve Karar Üretme Yetkisi Nerede Toplanacak? Demokratik konfederalizm tartışmasının dikkatle izlenmesi gereken noktası burasıdır. Devleti doğrudan ortadan kaldırmak yerine devletin yanında birbirine bağlı alternatif toplumsal ve siyasi karar mekanizmalarının oluşturulması düşüncesi söz konusudur. Bu nedenle meseleye yalnızca “ayrılıkçılık var mı, yok mu?” penceresinden bakmak yeterli olmayacaktır. Daha önemli soru şudur: Devletin yanında hangi yapılar oluşturulacak ve zaman içerisinde siyasi karar üretme yetkisi nerede toplanacaktır? Devlet aklının ve siyasetin dikkat etmesi gereken yer tam olarak burasıdır.
Komün Kavramını Küçümsememek Gerekir Komünal yapı demokratik konfederalizmin temel hücrelerinden biridir. Mahalle, köy veya yerel topluluk düzeyinde başlayan örgütlenmenin üst meclislerle bağlantı kurarak daha geniş bir yapıya dönüşmesi öngörülmektedir. Dolayısıyla “komün” kavramına yalnızca insanların mahalle meselelerini konuştuğu basit bir katılım mekanizması olarak bakamayız. Asıl sorulması gereken şudur: Bu yapı kime bağlanacak, hangi kararları alacak, hangi siyasi organizasyonun parçası olacak ve demokratik devlet düzeniyle ilişkisi nasıl kurulacaktır?
Terörsüz Türkiye’nin En Hassas Eşiği Burada Başlıyor PKK’nın silahlarının tasfiye edilmesi Türkiye açısından büyük bir stratejik kazanımdır. Fakat silahların bırakılmasının hemen ardından çok daha hassas bir meseleyle karşı karşıya kalabiliriz: Silahlı örgütsel kapasitenin siyasi ve toplumsal örgütlenme kapasitesine dönüştürülmesi. Bizim uyarımız tam olarak bu ihtimale yöneliktir. Silah ortadan kalkarken silahlı dönemde oluşturulmuş hiyerarşik yapıların komün, meclis, dernek, sivil toplum veya başka isimler altında toplum üzerinde yeni bir vesayet üretmesine izin verilmemelidir.
Silah Bırakılacaksa Örgütsel Vesayet de Bitmelidir Terörsüz Türkiye’nin temel ilkesi son derece açık olmalıdır: Silah bırakılacaksa gerçekten bırakılmalıdır. Örgüt feshedilecekse örgütsel vesayet de sona ermelidir. Siyaset yapılacaksa Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni içerisinde, vatandaşlık temelinde ve herkes için geçerli demokratik hukuk kurallarıyla yapılmalıdır.
Çünkü silahın yerini başka bir örgütsel baskı mekanizmasının alması gerçek anlamda normalleşme değildir. Gerçek normalleşme, vatandaşın iradesi ile örgütsel vesayet arasındaki bütün bağların ortadan kalkmasıdır.
Kavramsal İnisiyatif Tek Bir Merkeze Bırakılmamalıdır Terörsüz Türkiye sürecinde güvenlik alanının kontrolü kadar kavramsal alanın kontrolü de önemlidir. Silahların tasfiyesinden sonra yeni dönemin kavramlarını yalnızca İmralı üretirse, bir süre sonra tartışmanın sınırlarını da bu kavramlar belirlemeye başlayabilir. Türkiye kendi kavramlarını üretmek zorundadır.
Kendi demokratik perspektifini ortaya koymak zorundadır. Kendi toplumsal bütünleşme modelini geliştirmek zorundadır. Çünkü kavramları başkası kurarsa, bir süre sonra tartışmayı da onun kurduğu zeminde yapmak zorunda kalırsınız.
Kavramlardan Korkmayalım, Arkasındaki Mimarinin Farkında Olalım “Demokratik toplum”, “demokratik konfederalizm”, “komün”, “demokratik özerklik”, “yerel demokrasi” veya “öz yönetim” gibi kavramların her biri tek başına demokratik çağrışımlar taşıyabilir. Devletin görevi bu kavramlardan korkmak değildir. Fakat devletin görevi kavramların arkasındaki siyasi mimariyi anlamaktır. Çünkü belirleyici olan kavramın nasıl adlandırıldığı değil, hangi yetkiyi kime verdiği, hangi kurumu oluşturduğu ve nihayetinde nasıl bir siyasi düzen meydana getirdiğidir.
Kürt Vatandaşlarımız Tek Bir Siyasi Temsil İddiasına Teslim Edilemez Burada yapılabilecek en büyük stratejik hatalardan biri, Türkiye’deki Kürt vatandaşlarımızı tek bir örgütün, tek bir partinin veya tek bir ideolojik yaklaşımın doğal toplumsal tabanı olarak kabul etmek olacaktır. Doğu ve Güneydoğu’da birbirinden çok farklı siyasi görüşlere, inançlara, toplumsal yapılara, aşiret ilişkilerine ve Türkiye tasavvurlarına sahip milyonlarca insan yaşamaktadır. Bu insanların tamamını tek bir siyasi merkezin temsil ettiği varsayımı, bölgenin gerçek sosyolojisini görmemek anlamına gelir.
Örgüte İtiraz Eden Kürt Sosyolojisi Görünür Olmalıdır PKK’nın ideolojik çizgisinden, örgütsel yapılanmasından veya İmralı’nın ortaya koyduğu siyasal modelden rahatsız olan Kürt vatandaşlarımızın varlığı özellikle dikkate alınmalıdır. Silahın ortadan kalkmasının en büyük demokratik kazanımlarından biri tam da burada ortaya çıkmalıdır:
Örgütün gölgesinde kalmış farklı Kürt seslerinin özgürleşmesi. Muhafazakârı, demokratı, milliyetçisi, dindarı, seküleri, aşiretleri, kanaat önderleri, iş insanları, gençleri ve kadınlarıyla bölgenin gerçek çoğulculuğu ortaya çıkmalıdır. Terörsüz Türkiye, bir örgütün temsil alanını büyütmemeli; vatandaşın özgür iradesinin alanını büyütmelidir. Bölgenin Çok Katmanlı Tarihî Hafızası Korunmalıdır Doğu ve Güneydoğu Anadolu yalnızca tek bir etnik veya siyasi kimlik üzerinden okunabilecek bir coğrafya değildir.
Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve farklı toplumsal yapıların yüzyıllardır iç içe yaşadığı çok katmanlı bir tarihsel coğrafyadan söz ediyoruz. Dolayısıyla yeni dönemde hiçbir aşiret, aile veya topluluk tek bir ideolojik kimliğin içerisine sıkıştırılmamalıdır. Türkiye’nin gücü farklılıkları ortadan kaldırmakta değil, onları ortak vatandaşlık çatısı altında birlikte yaşatabilmektedir.
Türk Kökenli Aşiret ve Toplulukların Tarihsel Hafızası da Unutulmamalıdır Bölgenin uzun tarihsel etkileşimi içerisinde Kürt kültürüyle yoğun biçimde iç içe geçmiş, farklı aidiyet anlatılarına sahip aşiret ve toplulukların bulunduğu da dikkate alınmalıdır. Bu toplulukların tarihsel hafızalarının tek bir etnik veya ideolojik anlatı içerisinde eritilmemesi önemlidir. Devlet burada kimlik dayatan değil, her vatandaşının tarihsel ve kültürel aidiyetini özgür biçimde yaşamasını güvence altına alan konumda bulunmalıdır.
Türkiye’nin Cevabı Yasaklamak Değil, Daha Güçlü Bir Model Kurmak Olmalıdır Türkiye’nin demokratik konfederalizm tartışmasına vereceği cevap daha fazla yasakçılık veya toplumsal alanı daraltmak olmamalıdır. Tam tersine Türkiye kendi demokratik devlet geleneğinden hareketle daha güçlü bir toplumsal model ortaya koymalıdır: Güçlü devlet + güçlü yerel yönetim + güçlü aile + güçlü sivil toplum + güçlü birey + güçlü ortak vatandaşlık. Bu formül birbirinin alternatifi değildir. Birbirini tamamlayan unsurlardır.
Yerel Demokrasi Güçlensin, Paralel Egemenlik Oluşmasın Yerel yönetimler güçlenebilir. Vatandaş yönetime daha fazla katılabilir. Kültürel farklılıklar özgürce yaşayabilir. Sivil toplum gelişebilir. Bölgesel ekonomik kalkınma hızlandırılabilir. Bunların tamamı Türkiye’yi güçlendirebilir. Fakat yerel demokrasinin güçlendirilmesi ile devletin yanında alternatif bir siyasi egemenlik alanı oluşturulması arasındaki sınır açık tutulmalıdır. Birincisi demokrasiyi güçlendirir. İkincisi uzun vadede başka bir siyasi mimarinin kapısını açabilir.
Terörsüz Türkiye Güvenlik Projesinden Daha Büyük Bir Meseledir Yeni dönemi yalnızca güvenlik politikalarıyla yönetmek mümkün değildir. Sosyoloji gerekir. Ekonomi gerekir. Eğitim gerekir. Kültür politikası gerekir. Yerel kalkınma gerekir. Hukuk gerekir. İletişim gerekir. Ve hepsinin üzerinde Türkiye’nin nasıl bir ortak gelecek tasavvur ettiğini anlatabilecek güçlü bir devlet perspektifinin adıdır.
Devlet Bugünü Değil Önümüzdeki 100 Yılı Hesaplamaktadır Bugün atılacak adımların sonuçlarını yalnızca birkaç yıllık siyasi takvim içerisinde değerlendirmek büyük hata olur. Türkiye bu sürece 5 veya 10 yıllık değil, gerektiğinde 100 yıllık bir devlet perspektifiyle bakılmaktadır Çünkü bugün silahların tasfiyesinden sonra oluşturulacak siyasi, hukuki ve toplumsal düzen gelecek nesillerin Türkiye’sini etkileyecektir. Bugünün problemi terördür. Fakat devlet aklı, terör ortadan kalktıktan sonra ortaya çıkacak Türkiye’yi de bugünden düşünmektedir.
Bizim Uyarımız Sürece Karşı Değil, Sürecin Başarısı İçindir Bütün bunları neden hatırlatıyoruz? Terörsüz Türkiye sürecine karşı çıkmak için değil. Tam tersine bu tarihî fırsatın kalıcı bir devlet ve toplum başarısına dönüşmesine katkı sağlamak için. Silahların ortadan kalkmasını desteklerken, silahların ardından ortaya çıkacak siyasi ve toplumsal alanın da doğru yönetilmesini istiyoruz. Çünkü gerçek devlet aklı yalnızca bugünkü problemi çözmez; bugün attığı adımın 20, 30 ve 50 yıl sonra ne üreteceğini de hesaplar. Silahların Tasfiyesi Sürecin Sonu Değil, İkinci Aşamanın Başlangıcıdır Terörsüz Türkiye yalnızca silahların sustuğu bir Türkiye olmamalıdır. Silahın, korkunun ve örgütsel vesayetin ortadan kalktığı; Türk’üyle, Kürt’üyle bütün vatandaşlarımızın siyasi tercihlerini özgürce yapabildiği bir Türkiye olmalıdır. İmralı’nın demokratik konfederalizm üzerinden nasıl bir siyasi ve toplumsal gelecek tasavvur ettiğini anlamak bu nedenle önemlidir. Fakat bir modeli anlamak, onu kabul etmek anlamına gelmez. Devlet aklının görevi karşısındaki düşünceyi bütün felsefi ve kavramsal temelleriyle okuyabilmek ve bunun karşısına daha güçlü, daha kapsayıcı ve bütün vatandaşlarını ortak gelecekte buluşturabilecek bir Türkiye modeli koyabilmektir.
Dikkat Etmemiz Gereken Yer Tam Olarak Burasıdır İnanıyoruz ki Türk devlet aklı ve siyaset kurumu bu kavramsal temellendirmenin farkındadır ve sürecin hâkimiyetini PKK’nın silahtan arındırılmış yeni siyaset diline teslim etmeyecektir. Bizim yaptığımız, bu tarihî süreç ilerlerken gözden kaçmaması gereken noktaların altını çizmektir. Çünkü yarının mücadelesi yalnızca silah üzerinden yürümeyecektir. Kavramlar üzerinden yürütülecektir. Aidiyetler üzerinden yürütülecektir. Temsil üzerinden yürütülecektir. Yerel örgütlenme modelleri üzerinden yürütülecektir. Ve nihayetinde toplumun nasıl örgütleneceği üzerinden yürütülecektir. Terörsüz Türkiye’nin Stratejik Kırmızı Çizgisi O nedenle yol haritası son derece açık olmalıdır: Silah tasfiye edilirken örgütsel vesayet de tasfiye edilmelidir. Kürt vatandaşlarımız tek bir siyasi temsil iddiasına teslim edilmemelidir. Bölgenin bütün tarihsel, kültürel ve sosyolojik zenginliği korunmalıdır. Yerel demokrasi güçlendirilirken paralel egemenlik alanlarının oluşmasına izin verilmemelidir.
Ve Türkiye’nin geleceği başka bir ideolojik merkezin kavramlarıyla değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi demokratik devlet aklıyla inşa edilmelidir. Bizim uyarımız ve sürece pozitif katkı arayışımız tam olarak burada duruyor: Silahı tasfiye edelim. Terörü Türkiye’nin gündeminden çıkaralım. Kürt vatandaşlarımızın üzerindeki örgütsel vesayeti ortadan kaldıralım. Ortak vatandaşlığı güçlendirelim. Fakat silah ortadan kalkarken onun boşalttığı alanı hangi kavramların, hangi yapıların ve hangi uzun vadeli siyasi modelin doldurmaya çalıştığını da bir an olsun gözden kaçırmayalım. Çünkü devlet aklı yalnızca silahın nasıl susturulacağını değil, silah sustuktan sonra ortaya çıkacak Türkiye’nin nasıl şekilleneceğini de düşünmektedir.
Metin Külünk
Siyasetçi
İnternet Gazeteciliğinde Güven Meselesi Her Site Açan Gazeteci Değildir.
TELİF HAKKI!